YENİ
Sanayi Yeşil Dönüşüm Çağrısı başladı
Araştırma & Yayınlar

Trend Analizleri

Sürdürülebilirlik ve karbon yönetimi dünyasındaki dönüşümü teknik ve stratejik açılardan analiz ediyoruz.

Sürdürülebilirlikte Paradigma Değişimi

Son yıllarda sürdürülebilirlik ve karbon yönetimi alanında yaşanan dönüşüm, şirketlerin çevresel performansını nicel olarak ölçülen, maliyet yaratan ve ticari sonuç doğuran bir parametre haline getirmiştir. Bu dönüşüm, yalnızca politika belgeleriyle değil; karbon fiyatları, raporlama zorunlulukları ve tedarik zinciri talepleri üzerinden şekillenmektedir.

1. Karbonun Fiyatlanması Artık Teorik Değil

Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi (AB ETS) kapsamında karbon fiyatları son yıllarda 60–100 EUR / ton CO₂ bandında seyretmiştir. Bu seviyeler, karbon yoğun sektörlerde faaliyet gösteren şirketler için emisyonların doğrudan maliyet kalemine dönüşmesi anlamına gelmektedir. CBAM’ın 2026 itibarıyla mali yükümlülük aşamasına geçmesiyle birlikte, AB ETS karbon fiyatı; AB’ye ihraç edilen ürünler için dolaylı bir referans maliyet haline gelecektir. Örneğin karbon yoğunluğu yüksek bir üründe 1 ton CO₂ eşdeğeri emisyon, ürün maliyetine onlarca Euro seviyesinde ek yük getirebilecektir.

2. Ürün Bazlı Karbon Verisi (PCF) Operasyonel Bir Zorunluluk Haline Geliyor

CBAM ve tedarik zinciri uygulamaları, kurumsal toplam emisyonlardan ziyade ürün bazlı gömülü emisyon verisine odaklanmaktadır. Bu durum pratikte şu anlama gelmektedir: Aynı tesis içinde üretilen farklı ürünlerin farklı karbon yoğunlukları oluşmaktadır. Ortalama veya varsayılan değerlerle yapılan hesaplamalar, ürün bazında gerçek maliyetleri maskeleyebilmektedir. AB uygulamalarında varsayılan emisyon değerleri, çoğu durumda şirket verisine kıyasla daha yüksek kabul edilmektedir. Dolayısıyla ürün bazlı karbon ayak izi çalışmaları, yalnızca raporlama değil, ürün kârlılığı ve fiyatlama stratejileri açısından kritik hale gelmektedir.

3. Raporlama Beklentileri Veri Kalitesine Kayıyor

Sürdürülebilirlik raporlamasında yaşanan temel değişim, “rapor yayımlamak”tan verinin nasıl üretildiği, saklandığı ve güncellendiğine odaklanılmasıdır. ESRS / TSRS yaklaşımı, şirketlerden yalnızca sonuçları değil; kullanılan metodolojiyi, veri kaynaklarını, varsayımları ve belirsizlikleri açıkça tanımlamasını beklemektedir. Bu durum, sürdürülebilirlik verilerinin denetim, doğrulama ve karşılaştırma süreçlerine uygun şekilde yapılandırılmasını zorunlu kılmaktadır.

4. Tedarik Zinciri Baskısı Aşağı Doğru Yayılıyor

AB merkezli büyük ölçekli firmalar, kendi raporlama yükümlülüklerini yerine getirebilmek için tedarikçilerinden: Scope 1–2 emisyon verisi, ürün bazlı karbon bilgisi ve emisyon azaltım hedefleri talep etmeye başlamıştır. Bu eğilim, yalnızca doğrudan AB’ye ihracat yapan firmaları değil; dolaylı tedarikçi konumundaki KOBİ’leri dahi etkilemektedir. Tedarik zincirinde karbon verisi sunamayan firmalar için ticari risk oluşmaya başlamıştır.

5. Finansman ve Teşviklerde Ölçülebilirlik Şartı

Yeşil dönüşüm yatırımlarına yönelik finansman ve teşvik mekanizmaları, giderek artan şekilde: ölçülebilir emisyon azaltımı, doğrulanabilir veri, izleme ve raporlama altyapısı talep etmektedir. Bu durum, karbon ve sürdürülebilirlik verisini yalnızca çevresel bir çıktı değil, finansal erişim kriteri haline getirmektedir.

Önümüzdeki Dönemde Şirketler İçin Somut Gereklilikler

Bu teknik gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, önümüzdeki dönemde şirketlerin karşılaşacağı temel gereklilikler nettir. Sürdürülebilirlik ve karbon yönetimi, artık bir “raporlama faaliyeti” değil; maliyet yönetimi ve rekabet gücünün korunmasıdır.

Kurumsal ve ürün bazlı emisyon verilerinin standartlara uygun, tekrar edilebilir ve denetlenebilir şekilde yapılandırılması
Varsayılan değerlerden ziyade şirkete özgü hesaplamalara geçilmesi
Sürdürülebilirlik ve karbon verilerinin maliyet, fiyatlama ve yatırım kararlarına entegre edilmesi
Regülasyonlara uyumun son dakikada değil, veri altyapısı kurularak yönetilmesi